HIRİSTİYANLIĞIN MİTOLOJİK BİR DİN OLMASI




ZEITGEIST Belgeselinden alıntıdır.

Güneş.

 

M.Ö 10.000 yılından beri, insanlar bu nesneye duydukları saygıyı ve hayranlığı çizimlerle ve yazılarla dile getirmişlerdir. Bunun nedeni ise gayet açık, güneş her gün doğarak insanların dünyasını aydınlatır, sıcaklık ve güvenlik sağlar, onları soğuktan, körlükten ve geceleri ortaya çıkan yırtıcı hayvanlardan korur. İnsanlar anladı ki o olmadan ekinler büyümez ve bu gezegen üzerinde yaşam devam edemez. Bu gerçekler güneşi, tüm zamanların en çok tapınılan nesnesi haline getirdi. Benzer şekilde insanlar, yıldızlara da ilgi duydular. Yıldızların hareketlerini takip ederek uzun vadede gerçekleşen bazı olayları önceden hesaplayabileceklerini fark ettiler. Ay tutulması ve dolunay gibi olayları. Gökcisimlerini gruplayarak bugün bizim "Takımyıldız" dediğimiz haritaları oluşturdular.

 

Zodiac çaprazı. İnsanlık tarihinin en eski kavramsal işaretlerinden biridir. Güneşin, bir yıllık süreç içerisinde 12 büyük takımyıldızı içinden geçişini tasvir eder. Ayrıca 12 ayı, 4 mevsimi, gün dönümlerini ve ekinokslarını da belirtir. Zodiac çaprazı'nda her takımyıldızı antrofomorize edilmiş, diğer bir deyişle hayvan ya da doğa figürleriyle kişiselleştirilmiştir. Bir başka deyişle antik toplumlar güneşi ve yıldızları izlemekle kalmamış, onları, hareketlerinin sonucu meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak özenle kişiselleştirmişledir.

 

 

 

 

Güneş, yaşam veren ve yaşamı devam ettiren nitelikleriyle görülemeyen yaratıcının sureti, yani Tanrı olarak kişiselleştirilmiştir. "Tanrı'nın Güneşi", "Dünyanın Işığı" ve "İnsanlığın Kurtarıcısı" olarak da bilinir. Benzer şekilde, 12 takımyıldız da "Tanrı'nın Güneşi"nin ziyaret ettiği yerleri temsil ederler ve genellikle o zaman aralığında gerçekleşen doğa olaylarındaki etken elementlerle isimlendirilirler. Örneğin Aquarius, Su Taşıyıcısı, şiddetli yağmurları getiren kişi. Horus, M.Ö 3000 civarında Mısır'ın Güneş Tanrı'sıydı. Horus güneşti ve yaşamı güneşin gökyüzündeki hareketiyle ilgili bir dizi hikayeyle açıklanıyordu.

Mısır'daki antik hiyeroglifler sayesinde, bu güneş tanrısı hakkında çok şey biliyoruz. Örneğin, güneşi ve ışığı temsil eden Horus'un Set adında bir düşmanı vardı ve Set gece karanlığının kişiselleştirilmesiydi. Her sabah Horus, Set'e karşı olan savaşını kazanırken akşam olduğunda da Set Horus'u mağlup ederek onu yeraltına gönderir. Burada da görüldüğü gibi "Aydınlık-Karanlık" ya da "İyi-Kötü" gibi kavramlar, en çok karşılaşılan ve bugün bile farklı şekillerde karşımıza çıkan en bilindik mitolojik ikilemlerden biridir. Horus'un hikayesi genellikle şöyle devam eder:

 

Horus, 25 Aralık'ta bakire Isis-Meri tarafından dünyaya getirilir. Doğumu, doğudaki bir yıldızla birlikte meydana gelmiştir. 3 Kral, yıldızı takip ederek Horus'u bulmuş ve bu yeni doğmuş kurtarıcıyı süslemişlerdir. 12 yaşına geldiğinde, cömert bir çocuk öğretmendi. 30 yaşına geldiğinde ise Anup tarafından vaftiz edildi ve görevine başladı. Horus'un birlikte yolculuk

ettiği 12 havarisi vardı. Hastaları iyileştirmek ve su üzerinde yürümek gibi mucizeler gösterirdi. Horus; "Gerçek", "Işık", "Tanrı'nın Oğlu", "Güzel Çoban", "Tanrı'nın Koyunu" ve bunun gibi birçok farklı isimlerle de biliniyordu. Typhon tarafından ihanete uğradıktan sonra Horus çarmıha gerildi, 3 gün boyunca gömüldü

ve sonra yeniden dirildi. Horus'un bu karakteristik özellikleri, özgün olsun ya da olmasın, dünyadaki birçok farklı kültürü ve tanrılarını etkileyerek hepsinde aynı mitolojik altyapıyı meydana getirdi.

 

Firigya'nın Attis'i, 25 Aralık'ta bakire Nana'dan dünyaya geldi, çarmıha gerildi, gömüldü ve 3 gün sonra dirildi. Hindistan'ın Krişna'sı bakire Devaki'den, doğumunu müjdeleyen bir yıldızla birlikte dünyaya geldi. Havarilerine mucizeler gösterdi, ölümünden sonra tekrar dirildi.

 

Yunanistan'ın Dionysus'u, 25 Aralık'ta bir bakireden dünyaya geldi. Gezgin bir öğretmendi, suyu şaraba dönüştürmek gibi mucizeler gösterdi. "Kralların Kralı", "Tanrı'nın Sevgili Oğlu", "Alfa ve Omega" gibi birçok isimle anıldı. Ölümünden sonra yeniden dirildi.

 

Pers'li Mithra, 25 Aralık'ta bir bakireden doğdu. 12 havarisi vardı ve onlara mucizeler gösterdi. ölümünden sonra 3 gün gömülü kaldı ve yeniden dirildi. "Gerçek" ve "Işık" gibi birçok farklı isimle anıldı. İlginçtir ki, Mithra'nın kutsal ibadet günü Pazar'dı.

 

Gerçek şu ki, dünyanın her yerinden ve farklı zaman dilimlerinden, bu genel karakteristik özellikleri barındıran birçok ilahi figür var. Asıl soru şu: neden bu özellikler, neden 25 Aralık'ta bir bakire doğumu, neden 3 günlük ölüm ve kaçınılmaz yeniden diriliş, neden 12 havari ya da takipçi? Bunları anlamak için isterseniz en güncel güneş mesihini bir gözden geçirelim.

 

İsa, 25 Aralık'ta Beytüllahim'de bakire Meryem'den dünyaya geldi. Doğumu, doğuda bir yıldızın doğmasıyla müjdelendi. 3 Magi Kral'ı bu yıldızı takip ederek İsa'yı buldular ve süslediler. 12 yaşına geldiğinde bir çocuk öğretmendi, 30 yaşında John tarafından vaftiz edildi ve görevine başladı. İsa'nın birlikte yolculuk yaptığı 12 havarisi vardı ve onlara hasta insanları iyileştirmek, suda yürümek, ölüleri diriltmek gibi mucizeler gösterdi. "Kralların Kralı", "Tanrı'nın Oğlu", "Dünya'nın Işığı", "Alfa ve Omega", "Tanrı'nın Koyunu" ve bunun gibi

 birçok isimle anıldı. Yahuda tarafından ihanete uğrayıp 30 gümüş akçeye satıldıktan sonra çarmıha gerildi, mezara gömüldü ve 3 gün sonra dirilip cennete yükseldi. Öncelikle, doğum kısmı tamamen astrolojik. Sözü edilen doğudaki yıldız Sirius'tur, 24 Aralık'ta gece gökyüzündeki en parlak yıldızdır ve Orion kuşağındaki diğer 3 parlak yıldızla aynı hizadadır. Bu 3 parlak yıldız, antik zamanlarda olduğu gibi günümüzde de aynı isimle anılırlar:

 

3 Kral

 

3 Kral ve en parlak yıldız, Sirius hepsi birlikte 25 Aralık'ta güneşin doğacağı noktayı gösterir. Bu yüzden "3 Kral doğudaki yıldızı takip eder" ve gündoğumunu, yani güneşin doğumunu işaret eder. Bakire (Virgin) Meryem, Başak (Virgo) burcundan gelir. Başak "Virgo the Virgin" olarak da bilinir. Virgo (Başak), latincede bakire demektir. Başak aynı zamanda "Ekmek Evi" olarak da bilinir ve Başak, elinde bir demet buğday tutan bir bakire olarak tasvir edilir. "Ekmek Evi" ve sembolü olan buğday, hasat mevsimi olan Ağustos ve Eylül aylarını temsil eder. Ayrıca, Beytüllahim (Betlehem)'in tam tercümesi, "Ekmek Evi"dir. Bu yüzden aslında Beytüllahim; dünyadaki bir yeri değil, gökyüzündeki bir yeri yani Başak burcu takımyıldızını temsil eder. Ayrıca 25 Aralık'ta yani kış gündönümünde bir başka ilginç olay meydana gelir. Yaz gündönümünden kış gündönümüne kadar, günler kısalır ve soğur. Kuzey yarımküreden bakıldığında güneş güneye doğru hareket eder ve gittikçe küçülerek silikleşir. Günlerin kısalması ve kış gündönümüne doğru hasat zamanının gelmesi, antik medeniyetlerde ölümü temsil ediyordu. Bu, güneşin ölümüydü. 22 Aralık'ta güneşin yok olduğu en belirgin şekilde görülür. Güneş 6 ay boyunca güneye doğru hareket eder ve o gün, ufuktaki en düşük noktasına ulaşır. İşte burada ilginç bir olay olur: Güneşin güneye doğru hareketi 3 gün boyunca durur, bu 3 günlük beklemeden sonra güneş, haç şeklindeki Güney takımyıldızının üzerinde yeniden yükselmeye başlar. 25 Aralık'ta gerçekleşen bu olaydan sonra güneş, bu sefer kuzeye doğru 1 derece hareket eder,

günler uzamaya ve ısınmaya başlar, bahar gelir. İşte bu yüzden, "Güneş haç üzerinde öldü, 3 gün ölü kaldı ve tekrar dirildi" denir. Bu yüzden İsa ve diğer sayısız güneş tanrısı aynı haç, 3 günlük ölüm ve yeniden diriliş temalarını paylaşır. Bu aslında güneşin, Kuzey yarımküreye doğru hareket yönünü değiştirmeden ve baharı getirmeden önceki hareket sürecidir. Buna rağmen güneşin yeniden dirilişi, bahar ekinoksuna kadar kutlanmazdı. Çünkü güneş, günün uzadığı

ve baharın belirtilerinin başladığı bahar ekinoksunda, yani "Paskalya" zamanında

belirgin olarak karanlığın kötülüğünü alt ediyordu.

 

Şimdi, muhtemelen İsa'yla ilgili en belirgin astrolojik sembole yani 12 sadık havarisine bakalım. Bunlar aslında Zodiac çaprazında tasvir edilen 12 burçtur, ve güneşi temsil eden İsa onları ziyaret eder. İncil'de 12 sayısına birçok yerde rastlanır. Güneşin yaşamını tasvir eden, Zodiac çaprazına geri dönersek, onun sadece güneşin hareketlerinin sanatsal bir ifadesi olmadığını söyleyebiliriz. Bu aslında ilahi bir Pagan sembolüdür ve özünde şu şekildedir:

 

Bu bir Hristiyanlık sembolü değildir. Bu, Paganların Zodiac çaprazı uyarlamasıdır. Bu yüzden İsa, eski betimlemelerde kafasında hep bir haçla gösterilir. çünkü İsa Güneştir, "Tanrı'nın Güneşi"dir, "Dünya'nın Işığı"dır, "Göğe Çekilen"dir ve bu yüzden, aslında her sabah yaptığı gibi "Tekrar Gelecek"tir. karanlığın düşmanı olan Tanrı'nın kudretiyle, her sabah "Yeniden Dirilir", "Bulutlar Üzerinden Yükselir", ve tacında parlayan gün ışıklarıyla "Cennet'ten iner".

 

İncil'de yer alan sayısız astrolojik-astronomik benzetmelerden belki de en önemlisi Çağ'lar ile ilgili olan kısımdır. Yine kutsal kitapta "Çağ" kelimesi birçok yerde geçmektedir. "Çağ" kavramını tam olarak anlayabilmek için, öncelikle gece gündüz eşitliğinin yani ekinoksun gerilemesi olayını anlamalıyız. Antik Mısır'lılar ve onlardan önceki birçok medeniyet fark ettiler ki, yaklaşık olarak her 2150 yılda bir bahar gündönümünde şafak, Zodiac'ın bir başka sembolüne denk geliyordu. Bu olay, Dünya'nın kendi ekseninde açısal olarak dönerken yalpalanmasıyla ilgilidir. Bu olaya gündönümünün gerilemesi denir, çünkü normal bir yıllık döngünün aksine bu olayda burç geriye gider. Bu gerilemenin 12 burcun tamamında gerçekleşmesi için gereken süre ise tam olarak 25.765 yıldır. Bu süre aynı zaman da "Büyük Yıl" olarak adlandırılıyordu ve antik toplumlar buna çok dikkat ediyordu. Bu yüzden her 2150 yıllık süreci bir "Çağ" olarak adlandırdılar. M.Ö 4300 yılından M.Ö 2150 yılına kadar Taurus, yani "Boğa Çağı" yaşandı. M.Ö 2150 yılından M.S 1 yılına kadar Aries, yani "Koç Çağı" yaşandı. Ve şu an da içinde bulunduğumuz M.S 1 yılından M.S 2150 yılına kadar olan süreçte de, "Balık Çağı" yaşanacak. 2150 yılından sonra ise, dünya yeni bir çağa girecek. "Kova Çağı"na.

 İncil, sembolik olarak 3 çağın geçişinden ve geçilecek olan 4. bir çağdan bahseder. Eski Ahit'e göre Musa, Sina Dağı'ndan elinde 10 Emir'le birlikte geldiğinde, insanlarının altından bir buzağı heykeline taptıklarını görür ve çok üzülür. Taş tabletleri parçalar, ve insanlarına, bu utançtan arınmak için birbirlerini öldürmeleri gerektiğini söyler. Birçok ilahiyatçı bu öfkeyi, İsrailoğulları'nın yanlış puta tapmalarına bağlamıştır. Aslında o put altın bir boğaydı, Taurus Boğası'ydı ve Musa halkına yeni çağın, yani "Koç Çağı"nın geldiğini haber veriyordu. Bu yüzden Yahudiler, bugün bile hala boynuz borusu çalarlar. Musa yeni çağ olan Koç Çağı'nı temsil ediyordu ve bu yüzden herkes eski çağdan vazgeçmeliydi. Antik tanrılardan Mithra gibi, başka figürler de bu geçişi yaşamış ve aynı tema içerisinde bir boğayı öldürmüştür. İsa ise bundan sonra gelecek çağın, "Balık Çağı"nın yol göstericisidir. Yani 2 balığın.

 

Balık sembolüne Eski Ahit'te çok rastlanır. Örneğin İsa, 5000 kişiyi ekmek ve sadece 2 balıkla doyurmuştur. Görevine başlayıp Galilei ile yolculuğa çıktığında, 2 balıkçıyla arkadaş olmuş ve balıkçılar onu takip etmiştir. İnsanların arabalarının arkasındaki İsa-Balığı çıkartmasını hepiniz bilirsiniz. Bilmediğiniz şey aslında onun ne anlama geldiği. Bu, Balık Çağı sırasındaki Pagan Güneş Krallığı'nın astrolojik sembolüdür. Ayrıca İsa'nın doğumu kabul edilen tarih, bu çağın başlangıç tarihidir. Luke 22:10'a göre, havarilerinin İsa'ya "Senden sonra bir dahaki Paskalya nerede olacak?" diye sormaları üzerine İsa:

 

"Bir şehre gireceksiniz ve orada elinde testiyle su taşıyan bir adam göreceksiniz. Onu takip edin, ve gireceği eve girin." diye cevap verir.

 

Bu ayet, astrolojik esinlenmelerin belki de en açık olanıdır. Testiyle su taşıyan adam Aquarius'tur. su-taşıyıcısıdır ve her zaman testiden su döken bir adam olarak tasvir edilmiştir. İsa Balık Çağı'nı temsil ediyordu. Güneş (Tanrı'nın Güneşi) Balık Çağı'nı (İsa'yı) terkettiğinde, Aquarius'un (Kova) evine gelecekti, tıpkı Kova'nın (Aquarius) gün dönümü gerilemesinde Balık'ı takip etmesi gibi. İsa'nın aslında bütün söylediği, Balık Çağı'ndan sonra Kova Çağı'nın geleceğiydi. Şimdi, zamanın ve dünyanın sonuyla ilgili hepimiz birşeyler duymuşuzdur. Vahiy kitabındaki resimlemeleri saymazsak, bu konunun ana kaynağı Matthew 28:20 bölümüdür, bu bölümde İsa:

 

"Sizinle dünyanın sonuna kadar birlikte olacağım" der.

 

Ama Kral James versiyonunda "Dünya" kelimesi diğer birçok tercüme hatası gibi-

aslında yanlış tercüme edilmiştir. Aslında kullanılan kelime "Aeon"dur, ve "Çağ" anlamına gelir. "Sizinle çağın sonuna kadar birlikte olacağım." Ki, bu doğrudur. İsa'nın Balık Çağı, güneş Kova Çağı'na girdiğinde bitecektir. Bütün bu "Dünyanın Sonu" ve "Zamanın Sonu" teması, aslında astrolojik bir alegorinin yanlış tercümesidir. Ama gelin bunu, dünyanın sonunun geldiğine inanan yaklaşık 100 milyon Amerikalı'ya anlatın.

 

Diğer yandan İsa karakteri, edebi ve astrolojik olarak Mısır Güneş Tanrısı Horus'un tamamen kopyasıdır. Örneğin, Mısır'daki yaklaşık 3500 yıllık Luxor Tapınağı'nın duvarlarında bakire gebeliğini, Horus'un doğumu ve kutsanmasını gösteren resimler vardır. Resimler, Thaw'un bakire Isis'e Horus'a hamile kalacağını söylemesiyle başlar, daha sonra kutsal ruh Nef, bakireyi hamile bırakır, bakire doğum yapar ve bebek kutsanır. Bu hikaye İsa'nın hikayesiyle tamamen aynıdır. İsa ve Horus arasındaki benzerlik inanılmazdır. Ve araklama devam eder.

 

Nuh ve Nuh'un gemisi hikayesi tamamen bir kültürden alınmıştır. Büyük Tufan temasına antik dünyada çok rastlanır. Söz konusu temaya farklı zaman dilimlerinden 200 farklı yerde rastlanabilir. Gene de bunun için çok gerilere gitmeye gerek yok. M.Ö 2600 civarında yazılan Gılgamış Destanı'na bakmak yeterli.

Bu destan tanrı tarafından meydana gelen bir tufandan, hayvanların bindirildiği bir gemiden, hatta İncil'de de olduğu, salıverilen ve geri dönen bir güvercinden, ve bunun gibi birçok benzerlikten bahseder.

 

Şimdi de Musa'nın çalıntı hikayesi. Musa'nın doğumundan sonra, hasır bir sepete koyulduğu ve nehre bırakılıp ölümden kurtarıldığı söylenir. Daha sonra firavunun kızı tarafından bulunur ve bir prens olarak yetiştirilir. Sepetteki bebek hikayesi direk olarak, M.Ö 2250 civarında yazılmış olan Akkad'lı Sargon'un efsanesinden alınmıştır.

 

Sargon doğar ve öldürülmesin diye hasır bir sepete koyulup nehre bırakılır. Bir kraliyet kadını olan Akki tarafından bulunur ve yetiştirilir. Ayrıca Musa "Kanun Koyucu" ve taş tabletlerdeki "10 Emir'i getiren kişi" olarak bilinir. Halbuki, tanrının bir dağda peygamberine kanunları iletme teması çok daha eskidir. Musa mitolojik tarihteki sayısız "Kanun Koyucu"’lardan sadece biridir. Hindistan'da Manou büyük "Kanun Koyucu"ydu. Girit'te ise Minos, Dicta Dağı'na çıkarak orada Zeus'tan kutsal kanunları öğrendi. Mısır'da ise Mises, tanrının ona verdiği ve taş tabletlere yazılmış kanunları taşırdı. Manou, Minos, Mises, Moses (Musa).

 

10 Emir'e gelince, bu da Mısır'lıların "Ölüm Kitabı"nın 125. bölümünden alınmıştır. "Ölüm Kitabı"nda yazan mısralardan; "Çalmadım" mısrası "Çalmayacaksın" olarak, "Öldürmedim" mısrası "Öldürmeyeceksin" olarak, "Yalan söylemedim" mısrası ise "Yalan yere şahitlik etmeyeceksin" olarak değiştirilmiştir.

 

Görüldüğü gibi eski Mısır inanışı, Musevi-Hıristiyan ilahiyatının temelini oluşturmaktadır. Vaftiz, ölümden sonra yaşam, mahşer, bakire doğumu, yeniden diriliş, çarmıha gerilme, gemi, sünnet, Mesih, kutsal müritler, büyük tufan, paskalya, Noel ve bunun gibi birçok öğe tamamen Mısır kökenlidir ve Hıristiyanlık ve Musevilikten çok daha eski tarihlere dayanır. İlk Hıristiyan tarihçilerden ve savunucularından olan Justin Martyr şöyle yazmıştır:

 

Bizler, öğretmenimiz İsa cinsel ilişki haricinde doğdu, çarmıha gerildi, öldü, yeniden dirildi ve cennete yükseldi dediğimizde, bizim Jüpiter'in oğullarına inandığımızı sanan insanlardan farklı birşey iddia etmemiş oluruz.

 

Bir başka deyişle Justin Martyr şöyle demiştir:

 

"O bir bakireden doğdu, Perseus'a (Yunan Tanrısı) inanmakla arasındaki tek fark bu. Bu çok açık ki Justin ve diğer ilk Hıristiyanlar, Hıristiyanlığın Pagan dinlerine çok benzediğini biliyorlardı. Neyse ki Justin buna bir çözüm buldu. Bu konuda çok kafa yordu,  Şeytan yapmıştı. Bütün bunları önceden sezen Şeytan, İsa'dan önce dünyaya geldi ve Pagan dünyasındaki bu karakterleri yarattı. Kökten dinci Hıristiyanlık, muhteşem. Bu insanlar gerçekten dünyanın

12.000 yaşında olduğuna inanıyorlar.

 

Bir gün bu adamlardan birine sordum:

"Peki ya dinazor fosilleri?"

 

Bana şöyle dedi:

"Dinazor fosilleri mi? Tanrı onları oraya bizim inancımızı sınamak için koydu!"

 

Bende:

"Dostum, bence Tanrı seni buraya benim inancımı sınamak için koymuş!"

 

İncil, kendinden önceki neredeyse bütün dini efsaneleri kullanmış bir astro-ilahi metinden başka bir şey değildir. Diğer yandan bir karakterin özelliklerinin, başka bir yeni karaktere aktarılmasına aynı kitabın içinde de rastlanır. Eski Ahit'te Yusuf'un hikayesi anlatılır. Yusuf, İsa'nın bir prototipidir. İkisi de mucizevi şekilde doğmuştur. Yusuf'un 12 kardeşi, İsa'nın 12 havarisi vardır. Yusuf 20 gümüş akçeye, İsa 30 gümüş akçeye satılmıştır. Kardeşi "Yahuda" Yusuf'un satılmasını önerirken, havari "Yahuda" İsa'nın satılmasını önermiştir. Her ikisi de görevlerine 30 yaşında başlamıştır. Ve benzerlikler sürer gider.

 

Peki 12 havarisiyle gezen, hastaları iyileştiren, Meryem'in oğlu İsa adında birinin yaşadığını kanıtlayan İncil dışında herhangi bir delil var mıdır? İsa'nın yaşadığı iddia edilen zaman aralığında ya da daha sonraları Akdeniz çevresinde sayısız tarihçi yaşadı. Bunların kaç tanesi bu insanı kaleme aldı? Hiç biri. Buna rağmen, dürüst olmak gerekirse İsa'nın varlığını savunanlar birbirleriyle çelişkili değildir. İsa'nın varlığına kanıt olarak 4 tarihçi referans kabul edilir. Genç Pliny, Suetonius ve Tacitus bunların üçüdür. Her birinin, bu konu hakkında yazdıkları en fazla birkaç cümleden ibarettir ve yazılar "Christus" ya da "Christ" hakkında yazılmıştır ki, bunlar aslında isim değil unvandır. "Vaftiz Edilmiş Kişi" anlamına gelirler. 4. referans ise, sahte oldukları yüzyıllardır bilinen Josephus'un metinleridir. Ne yazık ki hala doğru kabul edilirler. Öldükten sonra tekrar dirilen, herkesin gözü önünde cennete yükselen ve ona bağışlanan mucizeleri gerçekleştiren bir adamın tarihi kayıtlara geçmesi gerektiğini düşünebilirsiniz. Ama geçmedi, çünkü kanıtları incelediğimizde İsa figürünün gerçekte var olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

 

Kaba olmak istemiyoruz, ama gerçekçi olmak istiyoruz. Kimsenin duygularını incitmek istemiyoruz, ama anladığımız ve doğru kabul ettiğimiz konularda bilimsel açıdan gerçeği bulmak istiyoruz. Hıristiyanlık gerçeğe dayanmaz. Bizce Hıristiyanlık, politik olarak empoze edilmiş bir Latin hikayesinden başka bir şey değildir. Gerçek şu ki İsa, Gnostik Hıristiyan mezhebinin Güneş Tanrı'sıdır ve diğer Pagan tanrıları gibi mitolojik bir figürden ibarettir. Toplumsal kontrolü sağlamak için İsa'yı tarihi bir karakter haline getirmek, politik bir gereksinimdi. M.S 325 yılında Roma hükümdarı Constantine, Nicea Konsey'ini topladı. Bu görüşmeler sırasında, politik olarak şekillendirilen Hıristiyanlık öğretileri kabul edildi ve bu tarihten itibaren Hıristiyanlık adına kan dökülmeye başlandı.

 

Bunu takip eden 1600 yıl boyunca Vatikan, tüm Avrupa üzerinde etkili politik bir kale haline geldi. "Karanlık Çağlar" olarak anılan zaman dilimlerine liderlik ederek, Engizisyon ve Haçlı Seferleri gibi olaylara neden oldu.

 

Hıristiyanlık, benzeri bütün ilahi inanç sistemleri gibi döneminin hurafesidir. İnsanları gerçek dünyadan ve dolayısıyla birbirlerinden koparma amacına hizmet eder. İnsanların otoriteye sorgulamadan itaat etmesini sağlar. Her şeyi kontrol eden bir Tanrı olduğu iddiasıyla insanların sorumluluk duygusunu zayıflatır, ve utanç verici suçları, din uğruna olduğu takdirde haklı kılar. Ama en önemlisi, gerçeği bildiği halde bu hikayeleri kullanan insanlara toplumu yönlendirme ve kontrol etme gücü sağlar. Dini dogmalar, icat edile gelmiş en güçlü araçtır ve diğer birçok hikayeye kanmak için insan psikolojisinde bir temel oluşturur.

 

Efsane, çoğunluğun yanlış olduğuna inandığı bir hikayedir. Dini açıdan baktığımızda efsane, insanları yönlendiren bir hikayedir. Önemli olan hikayenin gerçekle olan ilişkisi değil, hikayenin işlevidir. Bir hikaye, toplum ya da ulus doğru olduğuna inanmadıkça işlevsizdir. Kutsal hikayelerdeki kötü kokuyu alan ve gerçeğin ne olduğunu soran insanları önemsemezler. İnancın savunucuları, bu insanlarla tartışmaya girmez. Onlara aldırış etmezler ve kafirlikle suçlarlar.

 

Bu doğru değil, kafirlik dediğiniz şey aslında insanların, A.B.D hükümetinin 3.000 vatandaşını öldürdüğü gerçeğini anlamalarına yardımcı olmaktır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !